|
Son güncelleme : Mart 30, 2006 - 15:21:27 |
TÜRKİYE, bugüne kadar sözde Ermeni soykırımı iddiaları nedeniyle, dünya kamuoyunda sıkıntılı dönemler yaşadı. Türkiye’nin, hep savunma psikolojisinde kaldığını belirten Devlet Arşivleri Genel Müdürü Yusuf Sarınay, “Ermeni iddialarına cevap vermekle çok zaman kaybettik” dedi. Arşivlerin, dünya tarihinin objektif bir biçimde yazılması konusunda anahtar olduğunu vurgulayan Sarınay, Ermeni sorununun çözümünün de Osmanlı arşivinden geçtiğini söyledi.
Ermeni komitelerinin, katlettikleri belgelenmiş Müslüman Türk sayısının 518 bin 105 kişi olduğunu belirten Sarınay, “Her şey belgeleriyle ortada. Biz, bu konuda yorum yapmadan, ciddi eserler ortaya koyduk” dedi. 1. Dünya Savaşı esnasında güvenlik gerekçesiyle alınan bir kararla daha güvenli bölgelere yapılan sevk ve iskânın Batı kamuoyunda Ermeni soykırımı olarak lanse edildiğine işaret eden Sarınay, söz konusu iddiaların, bugüne kadar doğrulanmamış olduğunu vurguladı.
Sarınay, Kanuni Sultan Süleyman döneminde Kerkük’te yapılan sayımda da bölgenin yüzde 91’inin Türkmen çıktığını vurguladı. Sarınay ile makamında yaptığımız röportaj şöyle:
Savunma psikolojisinden çıkmamız lazım
-Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü bünyesinde neler bulunuyor?
Genel Müdürlüğümüze bağlı üç ana hizmet birimi var. İstanbul’da Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı, Ankara’da Cumhuriyet Dönemi Arşivleri Daire Başkanlığı ve Dokümantasyon Daire Başkanlığı var. Arşivimizin odak noktasını ve bütün dünyanın ilgi odağını ise Osmanlı İmparatorluğu dönemi oluşturuyor.
Osmanlı Arşivleri Daire Başkanlığı’ndaki belgelerimiz, Fatih Sultan Mehmed döneminden itibaren başlıyor. Fatih döneminden günümüze 150 milyon civarında arşiv belgesi yer alıyor. Bu arşivler, dünya tarihinin objektif bir biçimde yazılmasında anahtar belgelerdir. Nitekim, Ermeni sorununun çözümü de Osmanlı arşivinden geçmektedir.
-Türkiye, Ermeni iddialarıyla ilgili dünya kamuoyunda zaman zaman zor durumda kalıyor. Peki, belgeler bu konuda ne diyor?
Biz, bu konuda belgeye dayalı, yorum yapmadan ciddi eserler ortaya koyduk. 15 ciltlik bir yayın yaptık ve dünya kütüphanelerine de bunu dağıtıyoruz. Ermeni sorunu konusundaki belgeleri, biz internet üzerinden günümüz Türkçesi’ne çevirerek peyderpey vermeye başladık. Belgeler, olay olduğu anda yazılmış. Bunun üstüne bir yorum yapmıyoruz, objektif bir şekilde ortaya koyuyoruz. Yaklaşık 1.5 yıldır İngilizce özetler de yaparak biz bunları göndermeye devam ediyoruz. İlk etapta amacımız, Ermeniler konusunda kamuoyunu, bilim adamlarını aydınlatmak, bu belgelere dikkat çekmek, bu konunun siyasi, ideolojik bakış açılarına kurban gitmesini önlemek. Ermeni konusunun da objektif bir biçimde değerlendirilmesi gerektiğini anlatmayı amaçlıyoruz. Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin, Ermeni konusunda savunma psikolojisinden bir an evvel çıkması lazım. Şimdiye kadar, devlet olarak bizim eksikliğimiz, hep savunma psikolojisinde kalmaktı. Ermeni iddialarına cevap vermekle çok zaman kaybettik.
-Ermeniler’in yaptıkları katliamlar yer ve zaman olarak belgeli mi?
Rus Ordusu’ya işbirliği yaptılar
Madalyonun hep bir yüzü tartışılmış ve Türkiye’de Ermeniler’in öldürüldüğü şeklinde olay ortaya konulmaya çalışılmıştır. Buna karşı Türkiye hep savunmada kalmıştır. Halbuki, Ermeni olaylarının nasıl cereyan ettiği, nasıl çıktığı yolundaki belgeleri sistematik bir şekilde incelemeye aldığımız zaman, ilk dikkatimizi çeken şu oldu: Ermeni komiteleri, Ermeniler tehcir edilene kadar ve tehcir sonrası bile yüzbinlerce Müslüman Türk’ü katletmiş. Yani, bu katliamlarla da yetinmeyip, Türkiye’yi işgal etmeye çalışan Rus Ordusu’yla doğrudan işbirliğine yöneldikleri için, Osmanlı tehcir kararı almış. Osmanlı’nın niçin tehcir kararı aldığını, Ermeniler’in Anadolu coğrafyasında yaptıkları katliamı, biz yer ve zamanına göre bütün belgeleri ile ortaya koyduk.
-Belgelerde katledilen Türk sayısı kaç?
Osmanlı arşivleri, Birinci Dünya Savaşı öncesi, savaş sırası ve savaşın hemen akabinde Ermeni komitelerinin katlettikleri Müslüman Türk sayısını 518 bin 105 kişi olarak belgelemektedir. Belgesiz olanlar da var. Biz, tam belgeleyemediğimiz hiçbir rakamı da ortaya koymadık.
Ermeniler’in bu katliamı sadece Anadolu’da değil, Azerbaycan’da da yaptıklarını ortaya koymak için Azerbaycan arşiviyle de işbirliği yaparak, ‘Azerbaycan Belgelerinde Ermeni Sorunu’ diye bir cilt hazırladık. Ermeniler, Azerbaycan’da da toplu katliamlar yapmışlar. Bir başka bakış açımız da, bu iki toplum yüzlerce yıl barış içerisinde bir arada yaşarken, neden 19. Yüzyıl’ın sonunda böyle bir kavgaya tutuşmuşlar? Biz, ‘bunun nedenlerini ortaya koyalım’ dedik. Üç ciltlik “Osmanlı Belgelerinde Ermeni Fransız İlişkileri” adlı bir kitap çıkardık. Eserde, 1878-1918 yılları arasındaki olaylara ait 75 belge yer almaktadır.
-Elinizdeki belgeler ne anlatıyor?
Bu üç ciltte, Fransa’nın, Ortadoğu’daki sömügecilik politikalarını yürütebilmek için, Anadolu’da Ermeniler üzerine nasıl yaklaştığı, Ermeniler’in, Katolik mezhebine zorla dahil edilmesi belgeleriyle anlatılıyor. Fransa, daha sonra bunların örgütlenmesini sağlamış, para ve silah yardımı yapmış. Hatta daha da ileri gidip, belli bölgelerde lejyoner kamplarında eğitimler vererek, Anadolu Ermenileri’ni, Suriye Ermenileri’ni, Türk Ordusu’na karşı Fransız Ordusu’nda savaştırmıştır. Bütün bunları biz herhangi bir yorum yapmadan belgeleriyle ortaya koyduk. Şu anda, İngiltere’nin rolüne yönelik 3-4 ciltlik bir eser hazırlanmakta; iki cildi bitti. Sonra, ‘Rusya’nın bu işteki rolü nedir’ onları da ortaya koyacağız. Buradaki temel amacımız; geçmişteki tarihi olayları tüm gerçekleri ile ortaya koymak. Biz, ‘olay şöyle olmuştur, böyle olmuştur’ demeden gerçekleri belgeleriyle ortaya koyuyoruz. Belgeleri aynen koyuyoruz; hiç bir ekleme, yorum yapmadan...
-Her şey belgeli ortada ve bu belgeleri de bütün dünyaya dağıtıyoruz. Peki neden bu iddialar sürüyor?
Belgeler, etkili bir biçimde kullanılamıyor. Bu gerçeği de kabul edelim. Özeleştiri yaparsak, bu konularda Türkiye’de uzman yetersizliği var. Bu kitaplar aslında Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü’nün görevi değil, üniversitedeki akademisyenlerin görevi.
- Herkes, izin aldıktan sonra arşivleri gezebilir, inceleyebilir mi?
Tabii ki. Üstelik, bu izin geldiğinizde veriliyor. Bir müracaat formumuz var. İçeride belgemiz yırtılmasın diye onu doldurtup, taahhütname alıyoruz.
Amerikalılar’ın ilgisi büyük
- Gizlilik unsuru yok mu?
Çok uzun dönemlerle ilgili bir gizlilik kültürümüz yok. Yakın dönemlerle ilgili bütün devletlerde olduğu gibi bizim de belli ilkelerimiz var. Biz de, 30 yılı dolmamış belgeyi araştırmaya açmıyoruz.
-Bugüne kadar hiç hırsızlık olayı oldu mu?
Yani, bir-iki defa İstanbul’da yabancıların girişimleriyle karşılaştık, suç üstü yakalandılar. Kişisel, vakıf arazisiyle ilgiliydi, devletlerarası ilişkileri ilgilendiren bir konu değildi.
-Arşivleri nasıl koruyorsunuz?
Arşivin her tarafında kamera sistemi ve güvenlik teşkilatımız var. Onun ötesinde, belgelerin bulunduğu arşiv depolarımız var. Belgelerimiz burada güvenlikli bir şekilde, çelik kapılar ardında saklanır. Bu depolara herhangi birinin girmesi mümkün değildir. Otomatik yangın sistemi vardır. İklimlendirme dediğimiz bir olay ile depolarımızın hem nem oranını, hem sıcaklık oranını kağıtta herhangi bir bozulmaya meydan vermemek için sürekli koruyoruz.
-Yılda kaç ziyaretçi geliyor?
Osmanlı arşivlerinde 3 bin 700 civarında araştırmacı araştırma yaptı. Türkler ile birlikte araştırmalar toplam 19 bini buluyor. Ziyaretçi sayısı 1985’lerden günümüze artmıştır. Bu artışta ABD’liler bir hayli önde bulunuyor. Daha sonra, Japonya, Fransa, İngiltere ve Almanya geliyor.
Kerkük’te ezici Türkmen çoğunluğu
-Belgeler, Kerkük konusunda ne diyor?
Kanuni Sultan Süleyman dönemindeki sayımla ilgili belgelerde Kerkük’te yüzde 91 oranında Türkmen çıkıyor. Barzani ve Talabani yanlıları tarafından, Kerkük bölgesinin son 1 yılda demografik yapısı oldukça değiştirildi. Bu açıdan Kerkük’ün gerçekten kime ait olduğunu tespit edebilmek için, tarihi belgelerde geriye doğru gidilmesi lazım. Bugünkü durum olduğu gibi kabul edilirse, uluslararası camia da, Irak da, Türkiye de yanlış sonuçlara gidebilir. Örneğin, Kanuni döneminde tahriri yapılan 111 numaralı Kerkük Livâsı Mufassal Tahrir Defteri’nde bölgede yaşayan toplumların etnik kimliği ve bağlı oldukları aşiretler belirtilmiş. Defterdeki veriler incelendiğinde, bölgede 7 bin 320 erkek nüfusunun yaşamakta olduğu ve bunların yüzde 90’ının Türkmenler’den meydana geldiği görülmektedir. Bunların 6 bin 990’ı Müslüman, 180’i Hıristiyan ve 150’si Yahudi’dir.
Kıbrıs’ta Türk hâkimiyeti
-Kıbrıs da çok tartışılan konulardan biri. Osmanlı arşivini incelediğimiz de bu konuda neler görüyoruz?
Osmanlı dönemine ait belgeler, arazi ve işyeri yapısı itibariyle Kıbrıs’ta Türk hâkimiyetini gösteriyor. Biz, bu amaçla da ‘Osmanlı İdaresi’nde Kıbrıs’ adlı belgesel eser yayınladık. Mesela Osmanlı Devleti’nde ilk defa nüfus sayımı adı altında 1831 yılında Müslüman ve gayrimüslim nüfusu ortaya çıkarmak ve bu sayede asker ve vergi potansiyelini tespit etmek için sayım yapılmış. Kıbrıs’ta bulunan dükkân, han, hamam, kahvehâne, fırın, vb. gibi işyerlerinin sayısı 969 olarak görülürken, bunun 676 adedi Müslümanlar’a, 293 adedi de gayrımüslimlere ait. Yalnızca erkek nüfusunun esas alındığı 1831 tarihli sayımda Kıbrıs Adası’nın nüfusu 45 bin 365 kişi çıkmış. Bunlardan 29 bin 780’i gayrimüslim, 15 bin 585’i de Müslüman ahalidir.
© Copyright 2006 by FarukArslan.com
Sayfa Başı
|