
|
 |
|
Son güncelleme : Feb 28th, 2006 - 13:44:48 |
Şimdi aynı film, 2005 Eylül ayında Fransa'da 70 sinema salonunda birden vizyona girdi. Geçen yıl 27. Toronto Uluslararası Film Festivali'nde 5 Eylülde gala gecesi yapılmıştı. Ermeni asıllı Kanadalı yönetmen Atom Egoyan'ın çektiği 'Ararat, yönetmenin iddiasına göre bir soykırım filmi değil, sanat filmi ayrıca senaryoda nefretin anlamsızlığına vurgu yapılıyor. Film eleştirmenleri aynı görüşte değil. Ortak görüş bu filmin sanatdan çok propaganda amaçlı çekildiği konusunda birleşiyor.
'Ararat', Cannes'da sinema eleştirmenleri tarafından beğenilmedi, ticari olarakda iş yapmadı. Stüdyo' isimli sinema dergisi 'Ararat'a tek yıldız verdi ve 'Atom Egoyan'ın bu filminin başarısız olduğunu bu nedenle tek yıldızı bile zor hakettiğini' yazdı. Toronto Star'ın film eleştirmeni Geoff Pevere konuyu masaya yatırdı ve şu sonuca vardı : Sanatcı kişiliği ile pek çok başarılı çalışmalara imza atan Egoyan bu defa az sanat çok propaganda yapmış, film her yanı ile propaganda kokuyor. İşin ilginç yanı eleştirmenler, tarihin tek taraflı yargılanmasına kaytsız kalarak Türk askerini, hükümetini soykırımla peşinen suçluyor, içeriğe dokundurmuyorlar.
Kuzey Amerika'daki Ermeni lobisinin topladığı 30 milyon dolarlık bütçe ile çekilen film, ABD'nin büyük dağıtımcı stüdyosu Miramax tarafından pazarlandı. 'Ermeni soykırımı'nı konu edinen filmde Charles Aznavour, Eric Bogasian ve Christopher Plummer gibi ünlüler oynuyor. Ararat, biliyorsunuz Ağrı Dağı'nın Ermeni dilindeki ismi. Filmin adı Ararat ama film Ağrı'da geçmiyor, çekimleri 22 Mayıs'tan itibaren Toronto'da kurulan Osmanlı mahallesinde yapıldı. Film, bir film çekiminin öyküsü. Filmin içindeki film de Ağrı'da geçmiyor. Orada da 1915'te Van'da Ermenilerin başına gelenler anlatılıyor. Peki Ağrı nereden çıkıyor? Ararat'ın senaryosunu da Egoyan yazmış. Filmin bir altbaşlığı da var: 'Yaşayan kanıt hakkında gerçek bir öykü.' Nedir ya da kimdir yaşayan kanıt? Peşin önyargılı 'sanat filmi', 500 yıl Ermenilerle dostdane yaşayan Türkleri, kan davasına. intikam almaya ne teşvik etmiş, 1915'i hazırlayan şartlar nelerdir, 1867-1918 arasında katledilen 800 bin Türk-Kürt sivili, erkekleri savaşda iken Rusların tahriki ile Taşnaksütyun komitecileri niye öldürmüş, bunları sorgulamaktan çok uzak.
AKIL ALMAZ SAHNE
Ararat, Türk düşmanlığını işleyen sahnelerle dolu. Yıllar önce ünlü yönetmen Allan Parker'in çektiği 'Geceyarısı Ekspresi' filmi kadar etki yapmadı ancak yalanların gerçek öykü diye sunulması, üzücü. Filmde bazı sahneler gerçekten insanın kanını donduracak nitelikte. İşte birkaç örnek: Uzaklarda bir meşale ve gazyağına bulanmış kadınlar beliriyor... Kadınlar ateşe veriliyor. Kömüre dönüşen bedenler acıdan kıvranarak ölünceye kadar yerlerde yuvarlanıyor. Kalabalık bir grup, Türk askerlerinin ateşi ile nehre yönlendiriliyor. Kanlı sulara düşerlerken merhamet için yalvarıyorlar. Türk askeri, iffet bozan gösteriliyor. Genç anne, korkudan nutku tutulmuş küçük kızının elini tutuyor. Küçük kız gözyaşlarını zor tutuyor. Her şeye rağmen vahşice saldırılan annesini rahatlatmak için parmaklarını öpüyor. Kırbaçlanan kadınlara Türk askeri 'Ölünceye kadar dans edin' diye bağırıyor. Bir başka sahnede ise bir kişinin ayaklarına nal çakılıyor... Ermenilerin katlettiği Türklerin toplu mezarları bulundu, ama Ermenilerinki bulunamadı Anadolu'da. Tehcir sırasında ihmali görülen Boğazlıyan kaymakamının işgalci güçler sakinleşsin diye kurban verilip, asıldığını hatırlatalım. Tehcir sırasında kan davasına yol açtıkları Türk komitecilerin saldırısına uğradıkları doğru, ama Türk askeri resmen zulmetmedi, asla...
Filme dönelim. Bütün film bir sürü soru sordurmayı amaçlıyor seyirciye. Çok sayıda karakteri olan, iç içe geçmiş, üst üste binmiş öykülerden oluşan bir sorgulama filmi Ararat. 90 sayfalık senaryoda, gerçeğin ve yaşanan acıların iki yüzü olduğuna yer verilmemiş. Bir anlamda 'karşı' tarafın acısını yok sayarak kendi acısından politika çıkarma hali seziliyor. Ararat'ın ana karakterlerinden biri, ünlü Fransız şarkıcı Charles Aznavour tarafından canlandırılan film yönetmeni Edward Saroyan. Edward'ın filminin çekimleri sırasında bazı sahnelerden etkilenip nefretinde ne kadar haklı olduğunu kendi kendine tekrar ediyor ama filmin Türk oyuncusu Ali onu şaşırtıyor. Egoyan, aralara Türkler içinde de iyiler var dedirtecek sahneler koyarak güya tarafsız olduğunu zannetmemizi istemiş. Senaryoya göre Saroyan, 1915'te Van'da yaşanan olayların tanığı Amerikalı bir misyonerin kitabından hareketle bir film çekiyor. Oysa Ermeniler dönemin ABD Başkanı Wilson'u kullanarak olayları soykırım biçiminde belgelemek istemiş, ancak dönemin Rus ve Amerikan konsoloslarının resmi raporlarında olayların iki yüzü resmedildiği için uluslararası mahkeme talebinde bulunamamışlardı. Genelkurmay'ın bastırdığı 2000 sayfalık iki kalın ciltde katledilenlerin ismi, yeri ve şekli belgelenmiş.
Ararat konusunda Türkiye tepkisini defalarca açıkca ortaya koydu. Film gösterime girdikten sonra ise Dışişleri Bakanlığı, ABD, Kanada ve Fransa'da dava açtı. Genelkurmay'da ise bir toplantı düzenlenmiş ve 'Ararat'a karşı bir film yapılmalı fikri' öne çıkmıştı. Böylelikle Türkiye filme, filmle rest çekecekti... Bu gerçekten iyi fikir. Ancak filmin holywood ürünü olması, pazarlanması çısından elzem. Bu arada Egoyan'dan sonra Ermeni yönetmen Don Askarian bir soykırım filmi daha hazırlamaya koyuldu. Bu konuda en değerli yapıt TRT'nin çektiği ' Duvardaki Kan ' dizisiydi. Ermenilerin tehcirden sorumlu tuttuğu Talat Paşa'yı Paris'de, Cemal Paşa'yı Tiflis'de öldürüşü tarih konuşturularak anlatılıyordu. Daha sonra Ermeni terör örgütü ASALA, bugüne kadar 34 diplomatımızı şehit etti. Nedense Türkiye, suçlu gibi hep savunmada kalıyor.
İki tarafın acılarını anlatacak propagandadan uzak sanat filmine gerçekten ihtiyaç var. Olayı kan davası şeklinde işlemek, siyaseti sanata alet etmemek en doğrusu olur. Ermeniler, kan davasını kendilerinin başlattığını iyi biliyor, soykırım iddialarıyla Yahudilerin Almanlardan aldığı gibi Türkiyeden tazminat alamıyacaklarını bildikleri için uluslararası mahkemelerden hep kaçıyor. Lobileri vasıtasıyla uzaktan döğüşen boksörü oynuyor. Osmanlı onlara 'sadık millet ' demişti. Keşke öyle kalabilselerdi...
© Copyright 2006 by FarukArslan.com
Sayfa Başı
|
|
 |

|