AK Parti’yi Neden Eleştiriyoruz?

AKP’yi eleştirenler başlıca iki sınıfta ele alınabilir:

  1. Bu parti ve hareketten, AKP’nin temel felsefesinden ve kadrolarının profilinden hoşlanmayan, bunları kendisine, görüşüne ve menfaatlerine “tehdit ve tehlike” kabul edenlerin eleştirmesidir. Bunlardan önemli bir kısmı son birkaç yılda AK Parti’nin ve başbakanın gücünü fark ederek tornistan yapmaya, AK Parti yanında yer almaya ve eleştirilerini ya örtülü yapmaya veya uygun bir zamana ötelemeye başlamışlardır. Hiç sevmedikleri halde sırf başbakanın hışmından çekindikleri için bu kesimlerden önemli aktörlerin başbakanla ve AKP ile uzlaştıkları, şimdilik “yandaş” hale geldikleri söylenebilir. Başbakanın Kasımpaşalı tavrı ile bunların menfaatlerine düşkün olmaları, ilkesiz, pragmatik özellikleri böylesine bir barışın tesisinde veya savaşın ötelenmesinde önemli etkendir. Ancak bunlar hükümetin az sendelemesinde veya oy kaybında partinin ve başbakanın tepesine binmekten, kıyasıya eleştirmekten çekinmeyeceklerdir. Sistemden beslene-gelen aristokratik seçkinler ve sermayedarlar hükümeti yakın zamanda ve kolayca yıkamayacaklarını düşündükleri için “savaşma, seviş!” stratejisiyle bari menfaatlerimizi-konumumuzu kollayalım diyerek gayet kallavi AKP’li olmuşlardır. Şu anda başbakana ve AK Partiye güzellemeler yapan bu kesim ilk yol ayrımında başbakanı ve hükümeti satmaktan, ortam oluştuğunda ilk tekmeyi vurmaktan çekinmeyeceklerdir.
  2. AK Partiyi eleştirenler arasında, bir de hükümetten memleket, gelecek nesiller namına beklentileri olanlar vardır. Bunlar hükümetin ülke ve millet için yapılması gerekenleri daha tekmil, daha ileri yapmasını bekleyen ve bu niyet ve hedefle AKP Partiyi eleştiren ve uyarmaya çalışanlardır. Biz de kendimizi bunlardan sayıyoruz. Bu kesim her seçimde AK Partiye oy verir. Parti için sessizce, ama samimice çalışır; fakat ülke ve memleket namına daha iyi işler çıkarılabilmesi, bazı hataların yapılmaması için lideri ve AK Partili siyasetçileri tashihe matuf uyarır; eleştirir. Bu cenahın hükümetten maddi bir beklentisi, koltuk umudu olmadığından dolayı, Candaş medya, beyaz kesimler gibi konjonktörel olaylarla eğilip-bükülmez, haklı olduğu konularda, hükümetin hoşuna gitmeyecek, goygoycularının canını sıkacak kadar doğruları söylerler. Yağlanmaya, gaz verilmeye alışmış hükümetmeapler bu tavır ve tutumlardan rahatsız olsalar, yazılanları, söylenenleri hazımda karın ağrısı çekseler de bunlar şifa vesilesi olan acı ilaçlar gibidir. Ancak devletlûlar yanındaki yanıltıcıların etkisiyle ve fitne odaklarının katkısıyla bizim gibi doğrucu Davutların kendilerine “düşman” olduklarına inandırılabilmektedirler. Bu kesim yaptığı iyi işlerden dolayı hükümete minnet duyan, hayırlı şeyler yapması için dua eden; ama sürçüp düşme noktalarında hükümeti dürtmekten, uyarmaktan çekinmeyen kesimlerdir. Bu cenahın sayısı, gürültüsü arşı saran velveleci alkışçılardan pek çoktur.

Hükümeti kayıtsız şartsız ve hazır kıta vaziyetinde destekleyenler de iki kısımda ele alınabilir:

  1. Mutlak tabiiyet ve sadakat içinde hükümetin her işinde keramet arayan, başbakanın her sözünde hikmet bulanlardır. Bunlar her yanlışı, eksiği, isabetsizliği hükümetin derin hikmetine, başbakanın uzak basiretine bağlama eğilimindedirler. Bu kesimin daha uç mensupları Başbakana ve hükümete manevi güçler atfederler, ilahi misyonlar yüklerler. Hilafetten mehdiyete kadar pek çok makamı ve unvanı başbakana hasrederek kullanırlar. Burada önemli olan başbakanın bunlara ne kadar inandığıdır. Yoksa her dönemde şeyhini uçuran müritler bulunmuştur.
  2. AK Parti ve hükümete mutlak bağlılık içinde olan diğer bir kesimin öne çıkan özelliği ise “bağımlılık”tır. Bu kesimin içinde koltuğundan veya ihalesinden, aldığı işten, yatırımlarından vs. dolayı mevcut halini ve geleceğini AK partiye bağlamış, onun gitmesi ve zayıflaması durumunda konumunu ve avantajlarını kaybedecek bürokratlar, siyasetçiler ve işadamları vardır. Bunların en büyük korkusu “AK parti giderse!”dir. Zira bizatihi değil, hükümet sebebiyle vardırlar. Makamlarını, konumlarını, kazançlarını mevcut hükümete borçludurlar. Bunların bir kısmı başlarda samimi duygularla AK partiyi desteklerken, nemalandıkları menfaatlerin tadını hissetmeleri sonucu hükümete ve AK partiye bağlılıkları “bağımlılık” haline gelmiştir.

AKP hükümetinin hatası, kendisini önceki hükümetlerle kıyaslamasıdır. Memlekete yaptıklarından dolayı toptancı bir takdir ve biat beklentisi içindedirler. Elbette oy verip eleştirenler hükümeti ve uygulamalarını takdir etmekte, hatta dua da etmektedirler. Ancak “bağımlı” AKP’lilerin aksine bu kesim AKP hükümetlerini, kuzuların kurda emanet edildiği, devleti söğüşlemek üzere kurulmuş hükümetlerle kıyaslama-maktadır. Bu kesim hükümeti ideal olanla, olması gerekenle karşılaştırmaktadır. Hükümetten millet adına beklentisi olanlar AKP hükümetlerini Demirel, Yılmaz hükümetleriyle değil, Ömer Bin Abdülaziz, Fatih, Yavuz dönemleriyle kıyaslamakta ve o ölçüde performans, duyarlılık ve başarı beklemektedirler. Bunlar olmayınca da, olmasına katkıda bulunma amacı ve özlemiyle, hükümeti, başbakanı eleştirmektedirler.

Şahsen bizim eleştirilerimiz de bütünüyle yapıcı ve olumlu 2. gruba giren eleştirilerdir. Bazen başbakanın ve yanındaki yağdanlıkların canını sıkacak, moralini bozacak yazılar, belki kastı aşan, çok da uygun düşmeyen tanımlamalar ve tavsifler yapılmış olabilir. Ancak eleştirilerimizin hükümetin performansını artırmak, arızalarını gidermek amaçlı olduğu noktasında kimse şüphe duymamalıdır. Sanırım 10 yıllık iktidar-güç hükümet ve başbakanda, (yapıcı dahi olsa) eleştirilere, uyarılara, tenbihlere karşı bir duyarsızlık, hatta alerji oluşturmuş. Mevzunun, yazılanın, söylenenin doğru olup olmaması veya kendilerine katkıda bulunup bulunmaması hiç kale alınmamakta, totaliter rejimlerde olduğu üzere o sesin kısılması, konuşanın susturulması, yazının kaldırılması hedeflenmektedir. Bu yönüyle bazı cenahların seslendirdiği “hükümet otoriterleşiyor mu?” sorgulamasını haklı çıkaracak tavırlar içine girilebilmektedir.

Yusuf Gezgin’in yazdıkları ne ifade eder?

Taş çatlasa bir yazısını 15-20.000 kişi okuyor. Ama birileri alıp Yusuf Gezgin’in yazılarını haşmetmeaplara “zararlı”, “haşaret” gibi sunarak Sultan’ın bize ve bizim gibilere olan husumetini körüklüyor, nefretini celbediyor sanki!..

Yusuf Gezgin, biraz komplocu bir yaklaşımla ve farklı bir üslupla konuları okuyucuya sunmaya çalışmaktadır. Gizli saklı bir şeyi de yoktur. Hükümet ve adamları Yusuf Gezgin’in kim olduğunu, ne yaptığını kolayca tespit ederler. Ama birileri amatörce vatandaşı uyarmaya çalışan, maddi bir beklentisi, bir korkusu olmayan, milleti ve ülkesi için karınca kararınca bir şeyler yapmaya çalışan bir adamı kendilerine tehdit gibi görebiliyorlar.

Yusuf Gezgin kimseye düşman değildir; hükümete, başbakana veya herhangi bir bakana hasım da değildir (Olsa cirmi nedir ki?). Şahsı itibariyle son dönemlerde AK partiden başka bir partiye oy vermiş değildir. Ancak Yusuf Gezgin Müslüman kimlikle, milli söylemlerle ortaya çıkan, ülkeye vatana hizmet etmek isteyen kadroların daha temiz, daha nitelikli, daha az hata yapan, daha verimli ve etkili kadrolar olmasını istemektedir. Yusuf Gezgin 3 asırlık uyutuluşumuzun, sömürülüşümüzün arkasından doğan bir fırsatın daha millet aleyhine, milleti hüsrana uğratacak şekilde sonlanmaması için çırpınmaktadır.

Yusuf Gezgin geleceğin parlak ve güzel günleri için, daha iyiye ulaşmak için kendince söylenmekte, bir avuç okuruyla duygu ve düşüncelerini paylaşmaktadır. Gezgin, kendince memleket adına bir şeyler yapmaya, vatandaşı uyarmaya çalışan, duyarlılığa davet eden bir adamdır. Kimse adına değil, kendi adına yazmakta ve kendi görüşlerini dile getirmektedir.

Yusuf Gezgin.com, 06.05.2012

,

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *

You may use these HTML tags and attributes: <a href="" title=""> <abbr title=""> <acronym title=""> <b> <blockquote cite=""> <cite> <code> <del datetime=""> <em> <i> <q cite=""> <strike> <strong>